ArşivMayıs, 2008

Doğan Medya Grubu “Staj On Air” Mülakat Sonuçları (2008)

Farklı bölüm, farklı okul, farklı özellik ve farklı şehirlerden pek çok stajyer adayı, 26-30 Mayıs arasında, Doğan Medya Grubu’nun düzenlediği “Staj On Air” adlı staj programına katılmak için son aşama olarak (1. aşama / 2. aşama) toplu mülakatlara alındı. Peki mülakatlar nasıldı?

Belirtildiği gibi, pek çok farklı nitelikteki aday bir araya geldi ve bunlardan sadece 150 kadarı programa kabul edilebilecekti. Gruplar halinde yapılan görüşmeler nasıl yapılabilirdi, adaylara neler sorulabilirdi? Adayların kafasını kurcalayan bu sorular, mülkatların sona ermesiyle, artık cevaplarını buldu.

Görüşmeler farklı tarih ve salonlarda 6-11 kişilik gruplar halinde yapıldı ve yaklaşık 1 saat sürdü; ama zaman konusunda belirli bir kısıtlama söz konusu değildi.

Adaylar, mümkün olduğunca, ilk tercihleri için davet edildi ve benzer tercihlerde bulunan adaylar, aynı tarih ve salonlara davet edildi.

Adaylara başvurdukları bölüme uygun içerikli sorular yöneltildi. Örneğin, haber grubu için güncel konular, haberleri takip ettikleri kaynaklar ve aynı zamanda adayları tanımak ve kendilerini ifade etmelerini sağlamak için kişisel bir kaç soru da soruldu. Tabii pek çoğu ilk kez bir görüşmeye ya da toplu görüşmeye çağrıldığından, adayların kendilerini nasıl, ne kadar ifade ettikleri değişken bir durum. Zaten buradaki tartışmalara katılıp bilgi edinen ve paylaşan kişiler hariç, diğerleri ne ile karşılaşacaklarını dahi bilmiyorlardı.

Bu arada görüşmeler sırasında konu bu bloğa ve Staj On Air Anket Soruları ( 2008 ) adlı başlıktaki tartışmalarımıza ve edindiğimiz bilgilere de geldi. Öğrendiğime göre, bazı kişiler bizleri e-posta ile ilgililere “rapor etmiş” ;) Amaçlarının ne olduğunu söylemeye gerek yok; ama sonuçta haber grubu için çağrılan adaylardan biri olarak, buna yakışır bir şekilde yetenek ve iş birliğimizi gösterdiğimize inanıyorum. Haber grubunu tercih eden adayların doğası gereği katılacakları bu görüşmeler için bilgi edinesi gerekirdi ve bunu da yaptık. Tabii buradaki en önemli nokta ise burada herkesin birbirine elinden geldiğince yardımcı olması, bilgi bencili olmamasıydı. Ne yazık ki bir medya grubunda görev alıp yayın programlarında çalışmayı planlayan; fakat bilgi bencili olmanın yanı sıra paylaşanları da engellemeye çalışanlar da var. Bu kişileri bir grup çalışmasında düşünemiyorum bile. Her neyse… ;)

Görüşmler adayları tanımaya yönelik olduğudan sohbet havasında gerçekleşti ve öyle sanıyorum ki adaylar son zamanlardaki pek çok iş görüşmesinde olduğu gibi bayan ağarlıklıydı. Benim katıldığım grup ben dahil ikisi erkek olmak üzere 9 kişiydi.

Yani Doğan Medya Grubu İK sorumluları, bence, olabildiğince planlı ve iyi bir çalışma gerçekleştirdi. Bunu düşünürken lütfen başvuran binlerce adayı göz önünde bulundurun, ama her zaman daha iyisi vardır. Tabii biz adaylar da elimizden geleni yaptık! Ve aynı şey bizler için de gerçeli; hepimizden daha iyi birileri vardır. Bu nedenle, kabul edilmeseniz de hayal kırıklığına uğramayın ve kendinizi geliştirmeye devam edin. Ve şunu da unutmayın: Bu başvuru sürecine dahil olmanız bile size pek çok şey katmış olabilir. ;)

Son olarak, sonuçlar 10 Haziran tarihine kadar kabul edilen adaylara yine e-posta ile bildirilecektir.

İyi şanslar! :)

(İŞTE İLK GÜN NASIL GEÇER?)

Ankaralılar, 21 gündür Kızılırmak’ın suyunu içiyor, hiç kimse hastalanmadı!

İşte en son olaylardan biri, hem de Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’ten: ”Ankaralılar, 21 gündür Kızılırmak’ın suyunu içiyor, hiç kimse hastalanmadı.”

Bu nasıl bir uygulamadır anlamak mümkün değil. Ankara halkına hiç bir bilgi verilmeksizin Kızılırmak suyu Ankara’ya veriliyor ve bunun gerekçesi olarak da bazı sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partilerin toplantılar düzenleyerek, ishal vakaları görüldüğü yönünde açıklamalarda bulunacağını var sayımı veriliyor.

Ankara’nın önde gelen hastanelerinden birinin başhekimi ile görüşmüş ve ishal vakalarında bir artış olup olmadığını sormuş ve hiç bir artış yokmuş.

Peki ya olsaydı, ya da ishal yerine daha farklı bir rahatsızlık söz konusu olsaydı? Melih Bey o zaman da bu tür bir şey yaptıklarını herkse söyler miydi acaba?

Dedeman Otel’e Nasıl Gidilir?

Doğan Medya Grubu’nun düzenlediği “Staj On Air” programına başvuran öğrencilerin son aşama olarak İstanbul Dedeman Otel’deki toplu mülakatlara katılması gerekiyor. İstabul’daki adaylar için bir sorun yok, peki ya şehir dışından gelenler?

O adaylardan biri olarak ben Eskieşhir’den gideceğim. Görüşme günüm Cuma ve saat sabah saat 10′da Dedeman Otel Lapis salonunda olmam gerekiyor. Kendim için belirlediğim en iyi gidiş şekli şu: Görüşme gününden bir gece öncesi trene binip sabah İstanbul’da olacağım. Haydarpaşa garında indikten sonra, Beşiktaş iskelesine gideceğim ve Beşiktaş’a giden bir vapura bineceğim. (Dikkat: Aynı iskeleden Kabataşa’a giden bir vapur da var, ona binmeyin)

Beşiktaş’ta indikten sonra iskele önünden bir taksiye binecek ve beni Dedeman Otel’e götürmesini isteyeceğim. Bu kadar rahat ve kolay olacaktır bu benim için. Daha önce de İstanbul’a pek çok kez gittiğim için biraz daha rahatım tabii.

Bu düzergah ve taşıtları İstanbul’a tren ile gidecek tüm adaylar rahatlıkla kullanabilir, emin olabilirsiniz. :)

Bol şans!

İngilizce Bilen ve Konuşabilen Eleman

Bugün bir ilan gördüm ve gülsem mi üzülsem mi bilemedim.

İlanın başlığı bu: “İngilizce Bilen ve Konuşabilen Eleman” . Bir an irkildim, İngilizce bilip de konuşamamak? Sanırım, “Evet, ben İngilizce bilirim. İngilizlerin ve Amerikalıların kullandığı, ama ikisi arasında bazı farklılıkların olduğu, dünya genelinde yaygın olan, hatta bazı sömürge ülkelerinde zorunlu kılınan ve bazı özgür ülkelerde ise bilinmediği takdirde kişilerin işe alınmadığı bir dil.” cevabına karşılık olarak böyle bir ifade kullanmış. Aksi takdirde İngilizce bildiğini söyleyen bir kişinin konuşa da bilmesi gerekir. Gerçi evet bir de bu tür bir ifade var: “Ben İngilizce biliyorum, ama konuşamıyorum.” Bu tür bir yanıt da çok garip. Tamam belki anadilin gibi değil, ama bir dili bildiğini iddia ediyorsan, iyi ya da kötü, çok ya da az konuşabiliyor olman gerekir. Her neyse…

Şimdi gelelim ilan metnine: “İleri derecede ingilizce bilen ve konuşabilen bayan eleman alınacaktır part taym yada fultaym karşılıklı görüşülerek şartlarda anlaşılacaktır” Buradan da ilanı veren kişinin gerçekten böyle bir elemana olan ihtiyacı oldukça iyi anlaşılıyor. Ya da ben çok basit düşünüyorum ve adam bu vurguyu yapmak için “part time” yerine “part taym”, “full time” yerine “fultaym” yazmış. Eğer öyle ise ben özür dilerim, ama bir ihtimal daha var, o da adamın bunu kelimelerin yazılışını bilmediği için böyle yazdığı.

Tamam İngilizce bilmeyebilirsin, zaten eleman aramazdın sanırım aksi durumda, ama neden böyle bir şey yapıp da buraya malzeme olursun be insan? Nasıl bir düşüncedir bilmediği bir şeyi yazmaya kalkmak? İnternetteki bir ilan sitesine girip de ilan verebiliyorsan, hiç mi çevrimiçi bir sözlüğe bakıp da doğrusu yazamıyorsun? Hadi bunları geçtim, işin en can alıcı kısmı, neden kendi dilinde yazmıyorsun; “yarı zamanlı”, “tam zamanlı”? Türkçesi varken niye?

Yine Finaller Geldi Hep Aynı!

Yeni dönem başladığında:

İlk hafta:

İkinci hafta:

Vize sınavından önce:

Vize sınavı esnasında:

Vize sınavından sonra:

Final sınavından önce:

Final sınavının tarihlerini ilk öğrendiğinde:

Final sınavından 7 gün önce:

Final sınavından 6 gün önce:

Final sınavından 5 gün önce:

Final sınavından 4 gün önce:

Final sınavından 1 gün önce:

Final sınavından 1 saat önce:

Final sınavı esnasında:

Final sınavından çıkmış hali:

Final sınavından sonra, tatilde :

Yazın-Edebiyat Çevirisinin Kültürlerarası İşlevi

Yazın çevirisi bir ulusun yazın ve kültür geleneğinde, diğer ulusal yazınlara göre daha etkilidir.

Avrupa edebiyatı tarihinde ilk edebi çevirmen, Tarent Savaşı’nda (İ.Ö. 2729) Romalılara esir düşmüş bir Yunanlıdır: Livius Andronicus (?-İ.Ö. 200). Şair, rejisör ve oyuncu olan Livius, “Odysseia” destanını Latince’ye çevirmiştir. Bu sadece başlangıç olmuştur; çünkü Romalılar yazın çevirisini eğitim amaçlı kullanmışlardır ki Roma medeniyetinin görkemini bilmeyen yoktur. Askeri alanda üstünlük sahibi olmalarına rağmen, Yunan sanatının önemli eserlerini örnek almış ve kendilerini bu alanda da geliştirmişlerdir.

Peki günümüzde Avrupa ya da Batı diyince aklınıza ne geliyor? Gelişmiş ve üstün olarak kabul ediliyor, öyle değil mi? Bu durumun temel kaynağı nedir? Rönesans. Peki Rönesans nedir? Başlı başına bir çeviri süreci, antik Yunan ve Roma kaynaklarına dönüştür. Batı tüm kültürünü çeviri yoluyla kurmuştur ve bu sadece Rönesans ile de sınırlı değildir. Bir kaç dönemde bunu tekrarlamıştır; Neoklasisizm, Romantizm, Hellenistik dönem…

Osmanlı’nın çöküşündeki etkenlerden birinin çeviri etkinliğinin de kendi içine kapanıklaşması olduğu söylenebilir. Sadece İslam medeniyetinin eserlerini çevirerek, diğer tüm eski medeniyetlerle bağlarını kesip yaratıcılığını kaybetmiş, uygarlaşma sürecinde geri kalmış, bunun sonucunda da diğerlerinin karşısında çöküşe geçmiştir.

Türkiye’de de yazın çevirisinin başlama nedeni batılılaşma ve Batı ile kültürel ilişkileri geliştirme isteğidir. Bu istek Tanzimat döneminde en belirgin halini almıştır; ancak bu dönemde geleneksel yapıların korunması çabası, istenen amaca ulaşılmasını engellemiştir. Dönemin çevirilerinde yoğunluk Fransızca eserlerde olmuştur ve bu sayede Türk yazını yeni yazınsal türlerle tanışmıştır. Ahmet Mithat Efendi (1844-1912 / Felatun Bey ile Rakım Efendi) ve Şemsettin Sami (1850-1904 / Taaşşuk-u Talat ve Fitnat) dönemin yazar ve ilk çevirmenlerindendir ve aynı zamanda ilk Türk roman örneklerini verenlerdir. Ancak bu dönemde yapılan çeviriler gelişi güzel denilebilecek şekilde yapılmıştır. Kim ne hoşuna giderse, kendi anladığı şekilde çevirmiştir. Bu nedenle eserlerde ne içeriksel ne de biçemsel bütünlük korunamamıştır.

Batılılaşma için en uygun ortam Atatürk ve Cumhuriyet ile birlikte gelmiştir; çünkü Atatürk kökten bir değişim amacındaydı. Atatürk’ün başarmaya çalıştığı şey 1920’lerin Türkiye’sinde var olan İslam Kültürü, Batı Kültürü ve Türk kültürünü, Batı ve Türk Kültürü lehine değiştirmekti. Atatürk’ün bu düşüncesini benimseyen ilk dönem Cumhuriyet hükümetlerinin genel hedefi ülkeyi “çağdaş uygarlık düzeyine” ulaştırmaktı. İşte bu amaca ulaşmak için yapılan çalışmalardan biri çeviri seferberliğinin başlatılmasıdır.

1940’lar yazın çevirisinin Türkiye’de doruğa ulaştığı yıllardır. Bu dönemde kurulan çeviri büroları aracılığıyla sistemli bir çeviri etkinliği sürdürülmüştür. Bu sayede önceden sadece soylu bir azınlığın elinde olan edebiyat, tüm ülkeye yayılmıştır. Ancak bu dönemden sonra bu durum olumsuz yönde değişmiştir ve artık çevirilerde eserlerin niteliklerinden çok olası satış değerlerine önem verilmektedir.

Yani çeviri bilimi ve özellikle yazın çevirisi, genel yazın, kültür hayatı ve insanlık tarihi açısından büyük bir işlev ve öneme sahiptir.

Franz Kafka’nın Yazın-Edebi Kişiliği

Yirmi birinci yüzyılın en önemli yazın adamlarından biri olan Franz Kafka, kırk bir yıllık yaşamı boyunca aile, iş ve toplum yaşamında hep eksik olmuştur. Annesine, babasına karşı evlat olarak, bürokratik bir devlet ve toplum yapılanmasına karşı birey olarak eksikti. Yazdığı eserlerinde hep bu sözünü ettiği eksiklik, zayıflık yönlendirmiştir onu.

Eserlerinde en büyük etkilerden birini babasının otoriter davranışı oluşturmaktadır. Bu durum pek çok araştırmacı tarafından da ele alınmıştır. Kafka’nın “Dava” adlı romanında yer alan tutuklama görevlileri, yargıç, avukat, amca Max, rahip vd… hep birer baba figürünün yansımaları olarak görülebilir.

Duygusal yaşamın yok olması ve ekonomik sömürüye karşı olan eleştirisini ise “Değişim” adlı romanında dile getirmiştir.

Kafka eserlerinde ölümü hep bir sığınak, kaçış olarak ele almıştır. Ölüm onun kendini içinde tutsak olarak hissettiği yaşam kafesinden kurtuluşudur. “Değişim” adlı eserinde Gregor Samsa özgürlüğü aile bireyleri tarafından bir faraşla çöpe atılmakla, “Dava” adlı romanında ise Josef K. ölümle elde etmektedir.

Bunların yanı sıra Kafka, tüm eserlerinde baş kahramanlarına zayıflık, itilmişlik, güçsüzlük, çaresizlik gibi psikolojik durumları giydirir. Kafka’nın karakterleri, felsefi ve psikolojik bir tartışmanın içinde yer alır.

Kısacası Kafka eserlerinde kendini yazmıştır.

Staj On Air Anket Cevapları (2008)

Doğan Medya Grubu 2008 yaz dönemi için tüm bölümlerden toplam 150 stajyer alacak. Bu stajyerlerin alımı için düzenlediği programın adı ise “Staj On Air”.

Programa başvuranlara 3 soruluk bir anket gönderildi. Bu anketteki sorular ise şöyleydi:

  1. Staj için medyayı ve grubumuzu tercih etme nedenleriniz nedir?
  2. Sorumluluk sizce ne demektir? Hayatınızdaki en büyük başarınız ve almış olduğunuz en önemli sorumluluklar neler olmuştur?
  3. Staj On Air programından beklentileriniz nelerdir?

Başvuru süresi 16 Mayıs 17.00′da sona erdi. Şimdi sırada bu anketlerin değerlendirilmesi ve uygun görülenlerin 26-30 Mayıs arasında mülakata çağrılması var. Peki adaylar bu sorulara ne cevaplar verdi?

Başvuru süresi dolduğuna göre artık bu cevapları paylaşmakta bir sorun yok. Siz ne cevap verdiniz, paylaşmak ister misiniz? :)

Özellikle mülakatlara çağrılan kişilerin cevaplarını pek çok kişi merak edecektir.

Eskişehirspor Turkcell Süper Lig’e yükseldi!

ESKİŞEHİRSPOR TURKCELL SÜPER LİG’DE

Eskişehirspor Turkcell Süper Lig'e Yükseldi

Bank Asya 1. Lig Play-off final mücadelesinde Boluspor’u 2-0 yenen Eskişehirspor, Turkcell Süper Lig’e yükseldi! :)

12 yıldır bunu bekleyen Eskişehir halkı tüm coşkusuyla saatlerdir sokaklarda ve kutlamalar daha da sürecek gibi görünüyor. Eskişehir’in hali görülmeye değer. Eskişehir tam bir şenlik havasında, tüm halkıyla sokaklarda. Eskişehirspor, Eskişehir’e 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’na yakışır bir hediye verdi. :)

Oyun Teknolojileri ve Animasyon Merkezi (METUTECH-ATOM) açıldı!

ODTÜ OYUN PAZARINDA

Oyun Teknolojileri ve Animasyon Merkezi

Türkiye için çok sevindirici bir haber daha! Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Teknokenti’nde, dünyada 40 milyar dolarlık pazara sahip oyun sektörü için ürünlerin geliştirileceği ”Oyun Teknolojileri ve Animasyon Merkezi” (METUTECH-ATOM) açıldı. :)

Sürekli olarak kötü haberler aldığımız bir dönemdeyiz ve sürekli kötüye gider bir haldeyiz, bu nedenle bu tür haberler beni çok mutlu edebiliyor. En azından ülkemizde bir yerlerde iyi bir şeyler için uğraşanlar var.

Bizim bu tür üretimlerde daha fazla bulunmamız gerekiyor, kamyon, araba gibi büyük şeyler değil, artık onlar eskide kaldı. Neden mi? Siz kıyaslayın, oratlama 1.5-2 kg ağarlığa sahip bir dizüstü bilgisayar mı, yoksa bir araba mı daha karlı?

Siber savaş ile ilgili yazımı bir kez daha okumanızı öneririm: Tıklayın!

Bu arada Crysis oyununun yapımcısı Crytek firması da merkeze destek verecek. :)

« Önceki girişler