ArşivGenel

Dürümcünün Reklamı

“Şişli’deki bir dürümcünün reklâm broşüründen harfi harfine aktarılmıştır.” yazan bir e-posta aldım. Yorumu size kalmış. :)

————————————————————————————-

Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir. Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve büyük Türk ırkını Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir irk haline getirmektir.

İcabı halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabı reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi?

İç yağının, kuyruk yağlarının, anamızın Vita yağının kolesterol yaptığı palavradır.

Kolesterol, kebapları yedikten sonra iki sise soda içerek ayarlanabilecek bir gaz durumudur.

Sakin bu oyuna düşmeyin.

Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adi altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk sabuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, sunta kılıklı diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir.

Ayrıca dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yiğitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye birşey yoktur. Bu sözde mutfak, acayip zerzevat ile acayip mahlukatın, wog adi verilen bir tencerede yari pismiş yari çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır. Sakin kanmayın, sakin yemeyin. Helal değildir!

Unutmayın su uyur, düşman uyumaz!

Çocuk Telefon Bağımlıları

İspanya’da, iki çocuk telefon bağımlılığı yüzünden tedavi altına alındı.

12 ve 13 yaşlarındaki iki çocuk, ailelerinin cep telefonları olmadan normal etkinliklerini gerçekleştiremedikleri şikayetiyle, bir zihinsel sağlık enstitüsüne tedavi edilemek için kabul edildi.

Çocuklar okullarında başarısızdı ve akrabalarına daha çok para için yalan söylüyorlardı. Parayıysa telefon etmek için harcıyorlardı.

Telefonları olmadan yaşayabilmek için 3 aydır tedavi görüyorlar.

Çocuklar 18 aydır telefon kullanıyorlardı ve aileleri durumu fark edene kadar bu konuda hiç bir kısıtlamada bulunmuyorlardı.

Telefon, video oyunları gibi etkenlere bağımlılık gösteren cocuklar genellikle gergin, içine kapanık ve antisosyal oluyor ve bu durum okul performanslarını da çok etkiliyor.

Çocukların telefon bağımlılığı yüzünden tedavi altında alınmasının şuana kadar hiç olmadığını dile getiren sağlık görevlileri, bunun “buz dağının sadece görünen yanı” olabileceğini söylüyorlar. Çünkü cep telefonu bağımlılığının gelecekte gerçek bir tehlike olabileceği konusunda endişeliler.

Pek çok ülkede cep telefonlarının çocuklar üzerindeki etkisi endişe yaratmaya başladı ve uzmanlar aileleri, çocukları 16 yaşına gelene kadar onlara cep telefonu almamaları konusunda uyarıyor.

Bisikletlilere Biraz Saygı!

Tüm kış kapalı kaldıktan, toplu taşıma sıkıntıları çektikten sonra, baharla birlikte en büyük özgürlüğümdür bisikletimi kullanmak. Keşke biraz da saygı duyulsa…

Bugün yine okuluma gitmek için yola çıktım; ancak nasıl bir günse normalde olduğundan çok daha fazla taciz edildim ya da sıkıştırıldım yolda. Özellikle büyük araç sahipleri tarafından ve işin en trajik yanı ise bunun ana caddeler değil, ara yollarda olması.

Toplu taşıma araçlarıyla, yakaşık 1 saat süren bir mesafeyi, biraz kondisyon sağladıktan sonra, 10-15 dk.da katedebiliyorum ve bu bana zaman, para ve sağlık kazandırmanın yanında büyük bir mutluluk ve eğlence veriyor. Ne tarfik stresi ne de başkalarının verdiği rahatsızlık… Tek sorun ise araç sahipleri.

Mümkün olduğunca ana yolları kullanmama rağmen bugün ara yollarda yaşadıklarıma inanamadım. Ana yollarda herkes sadece gitmekle meşgul olduğundan çok daha rahatım; ama boş yollardaki bazı şöferlerin canı sıkılıyor olmalı.

Keşke diğer pek çok ülkede olduğu gibi bizde de biraz bisiklet kültürü artsa, bisiklietlilere sempati duyulsa. Sağlık mı, ekonomi mi, manevi tatmin mi, küresel ısınma mı? Bunların ve daha fazlasının elde edilebileceği harika bir imkan bisiklet.

Lütfen sürücüler, biraz daha saygı.

İngilizce Bilen ve Konuşabilen Eleman

Bugün bir ilan gördüm ve gülsem mi üzülsem mi bilemedim.

İlanın başlığı bu: “İngilizce Bilen ve Konuşabilen Eleman” . Bir an irkildim, İngilizce bilip de konuşamamak? Sanırım, “Evet, ben İngilizce bilirim. İngilizlerin ve Amerikalıların kullandığı, ama ikisi arasında bazı farklılıkların olduğu, dünya genelinde yaygın olan, hatta bazı sömürge ülkelerinde zorunlu kılınan ve bazı özgür ülkelerde ise bilinmediği takdirde kişilerin işe alınmadığı bir dil.” cevabına karşılık olarak böyle bir ifade kullanmış. Aksi takdirde İngilizce bildiğini söyleyen bir kişinin konuşa da bilmesi gerekir. Gerçi evet bir de bu tür bir ifade var: “Ben İngilizce biliyorum, ama konuşamıyorum.” Bu tür bir yanıt da çok garip. Tamam belki anadilin gibi değil, ama bir dili bildiğini iddia ediyorsan, iyi ya da kötü, çok ya da az konuşabiliyor olman gerekir. Her neyse…

Şimdi gelelim ilan metnine: “İleri derecede ingilizce bilen ve konuşabilen bayan eleman alınacaktır part taym yada fultaym karşılıklı görüşülerek şartlarda anlaşılacaktır” Buradan da ilanı veren kişinin gerçekten böyle bir elemana olan ihtiyacı oldukça iyi anlaşılıyor. Ya da ben çok basit düşünüyorum ve adam bu vurguyu yapmak için “part time” yerine “part taym”, “full time” yerine “fultaym” yazmış. Eğer öyle ise ben özür dilerim, ama bir ihtimal daha var, o da adamın bunu kelimelerin yazılışını bilmediği için böyle yazdığı.

Tamam İngilizce bilmeyebilirsin, zaten eleman aramazdın sanırım aksi durumda, ama neden böyle bir şey yapıp da buraya malzeme olursun be insan? Nasıl bir düşüncedir bilmediği bir şeyi yazmaya kalkmak? İnternetteki bir ilan sitesine girip de ilan verebiliyorsan, hiç mi çevrimiçi bir sözlüğe bakıp da doğrusu yazamıyorsun? Hadi bunları geçtim, işin en can alıcı kısmı, neden kendi dilinde yazmıyorsun; “yarı zamanlı”, “tam zamanlı”? Türkçesi varken niye?

Düşünceleri Paylaşmak İçin

Merhaba,

Her gün pek çok şey yaşıyor, görüyor, okuyor, düşünüyoruz. Zihnimizde onlarca düşünce dolaşıyor ve biz bunları ya sadece kendimize saklıyor ya da yakın çevremize anlatıyoruz ve geçip gidiyor, onları tüketiyoruz.

Peki bunların yok olmasını engelleyemez, daha fazla kişiyle paylaşamaz ya da hayata geçiremez miyiz? İşte bu ve benzeri pek çok düşünce beni bu bloğu açmaya sürekledi. Çünkü teknolojinin sağladığı imkanlar ile pek çok kişiye ulaşabilmek çok kolay artık.

Düşünceleri paylaşmak, tartışmak, benzerlerine sahip olanlar ile tanışmak, kısacası konuşmak dileğiyle,

İbrahim AVCI